Ambar Zararlılarına Karşı Kültürel Mücadele

Ülkemiz tarımı açısından tahıllar, baklagiller, kurutulmuş meyve ve baharatlar hem iç tüketim hem de ihracat yönünden büyük önem arz etmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu 2013 yılı verilerine göre ülkemizde buğday, arpa ve mısır üretimi toplam 36 milyon ton dur. Bununla beraber yemeklik tane baklagil üretimimiz ise nohut, fasulye ve mercimek yönünden hesaplandığında 7.7 milyon ton olmaktadır. Halkımızın gıda ihtiyacını karşılamakta ve ihracatta büyük öneme sahip olan bu ürünler tüketime kadar belirli sürelerde depolanmaktadır. Diğer hububat ürünleri ve önemli ihracat ürünlerimiz olan fındık, kuru incir ve kuru üzüm ile birlikte düşünüldüğünde depolanmış ürünlerimizin ekonomik değerinin muazzam büyüklüğü ortaya çıkmaktadır. Genellikle depolanmış ürünlerde hayvansal kökenli organizmaların neden olduğu kayıplar yıllık ortalama % 10 olarak kabul edilmektedir (Donahaye ve Messer, 1992). Depolanmış ürün zararlıları ile mücadelede halen fumigasyon yöntemi ile pestisit kullanımı önemli bir yere sahiptir. Fümigasyonda yaygın olarak fosfin ve metil bromit kullanılmış, Montreal Protokolü uyarınca 2004 yılında ülkemizde depolarda metil bromit kullanımı yasaklanmıştır (UNEP, 1998). Organik ürün pazarının sürekli gelişmesi ve bu ürünlere olan talebin artması kimyasal mücadelenin önünde engeldir. Bununla beraber pestisitlerin çevre ve insan sağlığına zararlı etkileri ile kalıntı problemleri her geçen gün kullanımlarını kısıtlamaktadır. Gıda ürünlerinde böcek ya da bunların artıklarının bulunması veya pestisit kalıntıları ihracatta önemli sorunlara neden olarak ülke ekonomisine zarar verir. Günümüzde tüm dünyada ve ülkemizde tercih edilen entegre mücadele ilkelerinin depolanmış ürün zararlılarına karşı yapılacak savaşım faliyetlerinde uygulanması kaçınılmaz olmaktadır. Entegre mücadele kapsamında kültürel mücadele ilk sırada yer almakta, bunu sırasıyla biyolojik, biyoteknik mücadele izlemektedir. Kimyasal mücadele ise gerekli önlemler alınarak kontrollü şartlar altında olmak kaydıyla en son başvurulacak yöntemdir.

1. Ambar Zararlıları

Hasat sonrası, depolama sürecinde problem olan zararlıları böcekler ve akarlar ile kemirgenler olmak üzere iki guruba ayırmak mümkündür. Özellikle böceklerin ürünlerde oluşturdukları kayıplar, oldukça büyük boyutlardadır. Üretimde verimi artırma çalışmaları ile beraber bunun nekadarının tüketiciye ulaştırabildiği önemlidir. Böceklerin, ürünleri yemek suretiyle meydana getirdiği ekonomik zararların dışında oluşturdukları zarar şekilleri şöyle sıralanabilir.

Depolanmış ürünün nemini artırırlar. Zarar gören ürünün su absorbsiyonu arttığı için kızışma, küflenme zararları oluşabilir. DepoIanmış ürününde embiryoya zarar vererek çimlenme kapasitesini düşürürler.

Böcek artık ve kalıntıları insan sağlığı açısından risk taşır. Örneğin Kırma bitinin içerdigi 2benzen quinon ve Buğday bitinin içerdiği etil, metil quinon ile metoksi quinon kanserojen maddelerdir ve bunlar sıcaklık uygulamasına dayanıklı, pişirme veya kaynatma ile yok edilemeyen özelliktedir (Zehrer, 1980).

Akarlarla bulaşık hububatla çalışanların derilerinde kaşıntı, kızarıklık ve lekeler gibi önemli reaksiyonlar oluşabilir. Akarlar ölmüş olsalar bile bulaşık hububatla çalışanları kolayca enfekte ederek, çeşitli allerjilere sebep olabilir, sindirim bozukluklarına yol açabilirler. Ölmüş olan akarlar ve bunlara ait vucut parçaları çok hafif olduklarından, hububatın hareket ettirilmesi, aktarılması ve yükleme boşaltma sırasında kolayca toz haline geçerek, hassas kimselerde astım rahatsızlıklarına neden olabilmektedir (Zehrer, 1980).

a. Buğday Biti (Sitophilus granarius L.)

Erginleri koyu kahve ve siyahımsı esmer renkli 3-5 mm boyundadır. Toraksın üst kısmı oval çukurlarla çevrilidir. Alt kanatlar körelmiş olduğundan uçamazlar. Bu yüzden gelen ürünlere ve taşıma sırasında kullanılan aletlerin temizliğine dikkat edilirse bulaşmaları önlenebilir. Ergin buğday bitleri soğuğa dayanıklıdır ve kışı hibernasyon devresinde geçirebilirler. Yumurtalar beyaz renkli, larvalar krem renkli ve bacaksızdır. Pupa sarımsı beyaz renklidir. Ergin dişi hortumu ile tahıl tanesini delerek içine yumurtasını koyar ve deliği çıkarttığı bir madde ile kapatır. Yumurta sayısı 150-300 arasında değişir. Yumurta larva ve pupa dönemi dane içinde geçer. Elverişli şartlarda gelişme süresi 30-45 gündür, 8-12 günde yumurtadan çıkan kurtçuk tanenin iç kısmını yiyerek beslenir. İklim koşullarına bağlı olarak yılda 3- 4döl verir.

b. Pirinç Biti (Sitophilus oryzae L.)

Ergin, yumurta, larva ve pupa morfolojik olarak buğday bitine benzer. Üzerinde bulunan dört adet turuncu leke ve gelişmiş alt kanatları ile buğday bitinden ayırt edilir. Ayrıca uçabilmektedirler. Yaşayışı buğday bitine benzer. Elverişli şartlarda gelişme süresi 26 gündür. Ortalama yılda 4-5 döl verir.

Pirinç biti ve Buğday biti

Pirinç biti ve Buğday biti

c. Ekin Kambur Biti (Rhizopertha dominica (Fabricius).)

Erginleri küçük silindirik vücutlu koyu kahve renkli 2,5-3 mm boyundadır. Başı göğüs altında eğik kamburumsu bir görünüme sahiptir. Toraksı oldukça pürüzlüdür. Erginleri uçma yeteneğine sahiptir ve ışığa yönelirler. Yumurta pembe renkli ve armut biçimindedir. Larva beyaz renkli ve 5 mm boydadır. Pupa önceleri beyaz sonra kahverenklidir. Ergin dişi tek ya da kümeler halinde 300-500 yumurta bırakır. Larvaların bir kısmı hububat tanelerini delerek tane içinde beslenirken, bir kısmı da erginlerin oluşturdukları un ve kırıntılarla geliştikten sonra tane içine girerler. Ergin olduktan sonra taneyi delerek dışarı çıkar. Elverişli şartlarda gelişme süresi bir aydır. Yılda 3-4 döl verir.

d. Khapra Böceği (Trogoderma granarium Everts)

Erginler oval şekillidir, siyahımsı kahve renkli zemin üzerine açık renkli enine bantlar şeklinde kıllar bulunur. Ergin dişi 2.5, erkek 1.8 mm boydadır. Yumurta saydam, beyaz renklidir. Larva yaşına göre 0.5-5.5 mm boyda halkalı bir görünüştedir. Üzerinde pek çok sert ve uzun kıllar vardır. Bu kıllar vücudunun sonunda kuyruk gibi bir görünüm kazanır. Pupa soluk esmer renkli, sırtı hariç hertarafı tüylerle kaplıdır. Erginleri beslenmeden 14-22 gün yaşar. Ergin dişi 30-126 adet yumurta bırakır. Yumurtadan çıkan larva bulunduğu yerdeki gıdaları yiyerek gelişir. Hareketsiz dönemi besin maddesinin üzerinde geçirir. Gelişmiş larvalar ambarın çatlak ve oyuklarına yerleşir. Yılda ortalama 4-5 dölverir. Elverişli koşullarda döl sayısı 12 ye kadar çıkabilir. Larvalar 4-5 yıl beslenmeden yaşıyabilirler.

Ekin kambur biti ve Kapra böceği

Ekin kambur biti ve Kapra böceği

e. Kırma ve Un Bitleri (Tribolium confusum Du Val. –Tribolium castaneum (Herbst).)

Erginleri parlak koyu kırmızı renkli ve yassı şekildedir, baş ve göğüs sık noktalıdır. Kırma bitinde gözün ön kısmındaki şakak çıkıntısı göz hizasını geçer. Un bitinde ise geçmez. Ayrıca bu iki türü birbirinden ayıran özellik antenlerin kırma bitinde uca doğru düzeli biçimde genişlerken son dört halkanın sopa biçimi oluşturması iken un bitinde son üç halkanın birden geniş olmasıdır. Kırma bitleri uçamazlar un bitleri ise kısa mesafeli uçabilirler. Her iki türün yumurtası beyaz renklidir. Larvalar sarımsı kahve renklidir. Pupa önce beyaz sonra sarı renklidir. Besin ortamına bırakılan yumurtalar, kabuklarında yapışkan bir bir madde olması nedeniyle besinle örtülüdür. Her iki türde iklim koşullarına bağlı olarak yılda 3-4 döl verirler.

Kırma biti ve Un biti

Kırma biti ve Un biti

2. Baklagillerde Zararlı Tohum Böcekleri

Ülkemizde üretimi fazla olan mercimek, fasulye, nohut, bezelye gibi yemeklik, fiğ, burçak gibi yemlik baklagillere tohum böcekleri fazla zarar vermektedir. Bu böcekler baklagil tanelerinin içini yiyerek önemli maddi zararlara neden olurlar.

a. Bezelye Tohum Böceği (Bruchus pisorum L.)

Ergin oval veya uzamış oval şeklinde, biraz yassı, siyah renkli olup üzeri gri, beyazdan açık kahveye kadar değişen renkleri vardır. Üzeri sık kıllarla kaplıdır. Kanatların ortaya yakın kısmında beyaz lekelerden oluşmuş bant vardır. Antenler 11 halkalıdır. Yumurta, portakal sarısı renginde, oval bir ucu daha geniştir. Larva krem renkte baş koyu kahvedir. Birinci dönemde bacaklı, taneye girdikten sonra bacakları kaybolur. Pupa açık kahverengindedir.

b. Bakla Tohum Böceği (Bruchus rufimanus Boh.)

Ergininin vücudu oval veya yassılaşmış olup siyah renkli ve üzeri kıllarla kaplıdır (Şekil 16). Kanatlarda beyaz lekelerin dizilişleri iki ince bant görümündedir. Yumurta oval şekilde önceleri şeffaf krem renginde iken bulanık beyaz ve donuk krem renge dönüşür. Olgun larva beyaz krem renginde ve bacaksızdır. Pupa ovalimsi şekilde, krem renginde, gözler koyu ağız ve bacaklar belirgindir.

Benzer türler olarak; Mercimek Tohum Böceği (Bruchus lentis Fröhl.), Ortadoğu Mercimek Tohum Böceği (Bruchus ervi Fröhl.), Akdeniz Mercimek Tohum Böceği (Bruchus signaticornis Gyll.) sayılabilir.

c. Fasulye Tohum Böceği (Acanthoscelides obtectus Say)

Ergininin vücudu uzunca oval, yassı, açık ve koyu kahverenklidir. Vücudunun üzeri arkaya yatık sarı yeşil çok kısa kıllarla örtülü olup aralarında açık gri tüylerle kaplı uzunca lekeler bulunur. Vücudun alt kısmı kırmızımsı sarı renktedir. Antenleri 11 halkalıdır. Bacakları kırmızımsı kahverengindedir. Fasulye tohum böceğinin yumurtası uzun, ovaldir. Bir ucu sivrice diğer yuvarlaktır. Önceleri parlak beyaz renkte iken giderek renk donuklaşır süt beyaz olur. Yumurtadan çıkan larva bir süre tanenin üzerinde dolaştıktan sonra tane kabuğunu delerek bir galeri açar ve orada beslenir. Fasulye tohum böceğinin pupası tane kabuğunun hemen altındaki bir odacıkta oluşur. Bu durum tane kabuğu üzerinde yuvarlak yağ lekesine benzer renk değişimi ile kendini belli eder. Zamanla renk esmerleşir. İlk zamanlarda parlak beyaz olan pupanın rengi giderek matlaşır.

Bakla tohumböceği ve Fasülye tohumböceği

Bakla tohumböceği ve Fasülye tohumböceği

d. Börülce Tohum Böceği (Callosobruchus maculatus F.)

Börülce tohum böceği

Börülce tohum böceği

Uçan ve uçmayan olmak üzere iki formu vardır. Uçucu formunun ergininin üzeri kızıl kahve, parlak sarı ve beyaz kıllıdır. Kanat dikdörtgen şeklindedir. Her iki kanadın üst kısmında küçük fazla belirgin olmayan 3 siyah leke mevcuttur. Bacaklar kızıl kahvedir. Uçucu olmayan formun dişisinde zemin rengi siyahtır. Uç kısmında beyaz enine bir bant bulunur. Erkekte bu fark az belirgindir. Yumurta yuvarlağımsı, bir ucu daha sivridir. Yumurtanın rengi ise kreme dönük beyazdır. Zamanla sedef görünüşü alır ve daha sonra donuklaşır. Yeni çıkan larvanın bacakları uzundur. Yumurtadan çıkar çıkmaz taneye girer. Giderek bacaklardaki tüyler kaybolur.

3. Ambar Zararlılarına Karşı Kültürel Mücadele Yöntemleri:

a. Uygun depo tesisi ve depolama yönteminin kullanılması: Kültürel önlemlerin ilk adımı uygun depo tesisidir. Ambarlar mümkün olduğunca serin ve nemden uzak kalacak şekilde kurulmalıdır. Ayrıca ambarın yapıldığı malzeme ve yapım kaliteside önemlidir. Örneğin ahşap depolar birçok zararlıyı kolaylıkla barındırabilir. Betonarme depolarda ise duvarların yarık-çatlak içermeyecek şekilde sıvanmış olması ve açık renk boyanması zararlıların buralara sığınmasını engellediği gibi erken fark edilmelerini sağlayarak mücadelede başarıyı artıran önlemlerdendir.

b. Havalandırma: Ambarın yapısı ve ürünün depolanma şekli havalandırmaya müsait olmalı, ambardaki, ürün kolayca havalandırılabilmelidir. Soğuk kış günlerinde yapılacak havalandırma çalışmaları aynı zamanda ürünün ısısını düşürerek zararlı gelişimini kısıtlayan etkili bir önlemdir. Çelik siloların maliyeti yüksek olsada bu yönlerden oldukça verimli yapılardır.

c. Temizlik: Gıda maddelerinin depolanması işlemlerinin her aşamasında temizlik son derece önemli bir konudur. Deponun eski ürün artıklarından ve zararlılardan iyice temizlenmesi yeni ürünlere bulaşmayı engelleme bakımından çok etkili bir yöntemdir. Yapılan çalışmalar birçok zararlının artık ve döküntülerden beslenerek depolarda varlıklarını sürdüklerini göstermiştir. Depo temizliği kadar yeni gelen ürünün temizliğide önemlidir. Ürün kırık zedelenmiş taneler ve yabancı maddeler içeriyorsa zararlılar için daha uygun bir ortam sağlanmış olur. Birçok zararlının özellikle kırık ve zarar görmüş tanelerde beslendiği unutulmamalıdır. Ayrıca yeni gelen ürünün zararlılarla bulaşık olup olmadığı çok iyi kontrol edilmelidir. Yeni ürün ile eski ürünün bir arada depolanması bulaşmaları artıracağından ayrı depolara konulmalıdır. Mümkün olduğunca büyük tek yığın yerine parçalı yığınlar oluşturmak tercih edilmelidir. Yığın ile duvar arasında mesafe bırakmaya özen gösterilmelidir. Bu şekilde kontrol çalışmaları daha verimli olacağı gibi duvardan bulaşmalarda engellenmiş olur. İlk gelen ilk çıkar kuralına uyulmalıdır, depolama süresi uzadıkça risk ve zararlanma artar (Dörtbudak ve Aydın, 1984).

ç. Nem Kontrolü: Yüksek nem zararlı yoğunluğunu artırdığı gibi aynı zamanda üründe kızışma ve çürümeye neden olarak kayıplara yol açar. Depoya gelen ürünün nemi % 12-13 civarında olmalı, ayrıca depolama süresince kontrol edilerek gerektiğinde havalandırma işlemi yapılmalıdır. Ürün neminin belirli bir düzeyin altına düşürülmesi zararlıların gelişimini önemli ölçüde sınırlamaktadır. Depolanmış ürün zararlısı böcekler su ihtiyaçlarını besinlerinden karşılarlar. Ürün nemi düşük olduğunda böcekler su stresine girmekte ve üremeleri kısıtlanmaktadır. Örneğin S. orzae bireyleri için ürün neminin % 14 olduğu durumda dişiler ortalama 344 yumurta bırakmakta ve larvaların sadece % 10’u ölmektedir. Buna karşın ürün neminin % 10.5’a düşmesi halinde dişiler sadece 10 yumurta bırakabilmekte ve larvaların ölüm oranı % 75’e çıkmaktadır (Fields, 2006).

d. İzleme ve Erken Tespit: Zararlıların erken tespiti ürün kaybını azaltacağı gibi aynı zamanda mücadele başarısını artırır. Bu amaçla depo sık kontrol edilmeli rutin örneklemeler yapılarak ürün takip edilmelidir. Günümüzde çeşitli zararlılara yönelik izleme amaçlı ışık, feromon ve yapışkan tuzaklar başarıyla kullanılmaktadır. Ayrıca deponun zemini ve duvarlarının açık renk boyanması zararlıların kolayca görülmesini sağlar.

e. Dayanıklı Çeşit Kullanımı ve Ürün Rotasyonu: Yetiştiricikte olduğu gibi dayanıklı çeşitlerin tercih edilmesi mücadele başarımızı artıran bir yöntemdir. Bazı çeşitler ambar zararlıları tarafından tercih edilirken bazı çeşitler bu zararlılara karşı daha dayanıklıdır. Pakistan’da yapılan bir çalışmada oniki farklı buğday çeşidinin depolama sürecinde Arpa güvesi zararlısına dayanıklılığı incelenmiş bazı çeşitlerde ürün kaybı % 5 civarında bulunurken bazı çeşitlerde zarar % 13’e kadar çıkmıştır (Shafique ve ark., 2006). Münavebe yöntemi burada da uygulanabilir. Aynı depoya sürekli aynı tür ürün koymak yerine imkan dahilinde farklı ürünler konulması zararlı yoğunluğunu baskı altına alacaktır.

f. Zararlıların Ürünlere Ulaşmalarını Engelleme: Zararlıların ürüne ulaşmalarını engellemek kullanabileceğimiz diğer bir önlemdir. Tüm pencere ve havalandırma açıklıkları zararlı girişini engelleyecek şekilde ince gözenekli tel eleklerle kapatılmalıdır. Bu önlem aynı zamanda kemirgenlerin girişini de engelleyecektir. Ürünleri zararlıların giremeyeceği şekilde ambalajlamak özellikle baharat, baklagiller ve nispeten küçük miktarlarda depolanan ürünler için uygun bir yöntemdir. Ayrıca ürünleri (örneğin tütün balyalarını) veya bunların konulduğu çuvalları ince gözenekli plastik tüllerle kaplamak son zamanlarda kullanımı yaygınlaşan yöntemlerden bir tanesidir.

g. Sıcaktan ve Soğuktan Yararlanma: Ambar zararlısı böcekler üreme, gelişme, hareket etme ve hayat döngülerini tamamlamak için çoğu zaman 25-35 °C arasında sıcaklığa ihtiyaç duyarlar (Howe, 1965). Birçok zararlı 15-25 °C arası sıcaklıklarda daha az hareket eder, daha az yumurta bırakır ve bir dölün tamamlanması çok uzun süreler alır. Buğday biti diğerlerinden farklı olarak 15 °C de gelişimini tamamlayabilir. Ancak Pirinç biti bireylerinin 18.2 °C gelişimlerini tamamlaması on hafta sürer ve dişileri ortalama haftada 4 yumurta bırakırlar. Buna karşın aynı bireyler 29 °C de dört hafta gibi kısa bir sürede yumurtadan ergine ulaşırlarken dişileri 344 yumurta bırakır (Fields, 2006). Zararlıların bu özellikleri dikkate alınarak ürünlerin ısıtılması veya soğutulması yöntemiyle hiçbir pestisit kullanmadan mücadele edilebilir. Isıtma ve soğutma uygulamaları enerji maliyeti yüksek olan işlemlerdir. Ancak kışın soğuk dönemlerde yapılacak havalandırma faliyetleri aynı zamanda ürünü soğutarak zararlı gelişimini önlemede katkı sağlayabilir.

ğ. Radyo Dalgaları ve Işınlardan Yararlanma: Radyoaktif dalgalardan yararlanma özellikle radyoaktif Cobalt-60 ve Cesium-137 kullanılarak elde edilen gamma ışınları kullanılabilir. Bu yöntem etkili olmakla birlikte yüksek enerji kullanımı ve radyoaktif atıkların sorunları nedeniyle tercih edilmemektedir. Radyo dalgaları ve mikrodalgalardan faydalanmak ise daha güncel teknolojiler olup bugün halen çeşitli ülkelerde kullanılan yöntemlerdendir. Bu yöntemlerde radyo frekansı olarak 13, 27, 40 MHZ kullanılmakta iken mikrodalga frekansı olarak 915 veya 2450 MHZ kullanılmaktadır. Radyo frekans dalgaları mikro dalgalardan 22 ila 360 kat daha uzundur bu nedenle üründe çok daha derinlere penetre olabilmektedirler. Son zamanlarda birçok araştırıcı tarafından bu ışınlardan faydalanılarak hasat sonrası ürünlerde kalite kaybı olmaksızın zararlılarla mücadele edilebileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur (Halverson ve ark.,1999; Wang ve ark., 2003).

h. Sesten Yararlanma: Çeşitli zararlılara karşı ultrasonik ses dalgaları yayan cihazlarla mücadele yöntemi uzun zamandır üzerinde durulan konulardan birtanesidir. Burada mantık ses dalgaları ile zararlının çevre koşullarını olumsuz hale getirmek onu rahatsız ederek uzaklaştırmaktır. Halen piyasada sinek, sivrisinek, hamamböceği, fare ve akrepleri uzaklaştırdığı iddia edilen birçok ürün satılmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalarda çoğu cihazın etkili olmadığı, etki gösteren cihazlara zamanla zararlıların alıştığı ayrıca çalışmaların laboratuar koşullarında olduğu, gerçek koşullarda etkinliğin dahada düşebileceği belirtilmiştir (Subramanyam, 2001).

ı. Entoleter: Böceklerle bulaşık ürünün, üzerinde ince pimler bulunan ve hızla dönen bir disk yüzeyine çarptırılarak zararlıların öldürülmesi mantığına dayanan, 1940’lı yıllardan günümüze kadar kullanılagelmiş bir mücadele yöntemidir. Bu yöntem özellikle değirmenlerde öğütme öncesi ürüne veya daha sonra un, kepek gibi ürünlere uygulanır. Sistem yapısı gereği sağlam taneye de nispeten zarar verebildiğinden tohumluk ve sağlam tane olarak depolanan ürünlere uygun değildir.

i. Pinömatik Konveyörler: Ürünün hareket ettirilmesi içinde bulunan zararlıların gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Çok eski zamanlardan beri kullanılan bu yöntem önceleri yatay bir eksen üzerine oturtulan silonun zaman zaman çevrilerek zararlıların üreme ve beslenme faaliyetlerini kısıtlama şeklinde uygulanmıştır. Yöntem küçük çaplı depolama koşullarında uygulanabilir. Ancak günümüzde kullanılan büyük siloların bu şekilde hareket ettirilmesi mümkün değildir. Yaygın olarak kullanılan spiral, kova ve bant tipi taşıyıcılarda ürüne uygulanan basınç düşük olduğundan ürün içinde bulunan böcekler daha az etkilenmektedir (Fields and Muir, 1995). Günümüzde gittikçe yaygınlaşan pinömatik konveyörler ise ürün üzerine yüksek basınç uyguladıklarından zararlı yoğunluğunu büyük ölçüde düşürmektedirler (Şekil 20) (White et al., 1997)

Entoleter ve Pnömatik konveyör

Entoleter ve Pnömatik konveyör

j. Değiştirilmiş Atmosfer ve Hermetik Depolama: Ürün içinde bulunan organizmaların ortamda bulunan oksijeni tüketerek karbondioksit miktarını artırdıkları bilinmektedir. Gaz geçirmez bir örtüyle ürünün kapatılması sonucunda ortamda azalan oksijen ve yükselen karbondioksit sonucunda zararlıların ölümü kaçınılmazdır. Bu yöntem aynı zamanda zararlı girişinide engellediğinden ürünü bulaşmalardan koruyacaktır.

Modern taşynabilir lamine pvc depolar

Modern taşınabilir lamine pvc depolar

Sıklıkla basvurulan bir depolama biçimi olan hermetik depolamada, sorun kullanılan örtü materyalinin gaz geçirgenligidir. Bu anlamda özellikle gelişmiş ülkelerde lamine edilmis PVC’den üretilen UV koruyucu katkılı örtü materyali ya da taşınabilir depolar kullanılmaktadır. Ülkemizde ise klasik olarak polietilen bir örtü materyali kullanılmakta olup yıgın üzeri toprakla örtülmektedir. Sıklıkla basvurulan bu depolama seklinin iyilestirilmesi açısından gaz geçirgenligi düsük olan örtü materyalinin kullanılması gerekmektedir (Ferizli ve Emekçi,1999).

Değiştirilmiş atmosfer uygulamasının bir diğer şekli ise ortama CO2 ve N2 gazı verilmesidir. Zararlılarla mücadelede ortamda bulunan O2 miktarının % 1 den az, CO2 miktarının ise % 20 den fazla olması gerekmektedir (Zhou et al., 2000) . Bu yöntem halen ülkemizde kuru incir, kuru üzüm gibi ürünlerde ve organik üretim yapan işletmelerde kullanılan yöntemlerdendir.

k. Basınçtan Yararlanma: Depolanan ürünlerin vakum yoluyla negatif basıç şartlarında saklanması günümüzde kullanılan yöntemlerdendir. Düşük basınç şartlarında zararlıların ölmesinin nedeni ortamda yeterli miktarda oksijenin kalmamasıdır. Bu yöntem özellikle ambalajlı depolanan ürünlerde kullanışlıdır. Halen ambalajlı ürün satan birçok üretici ve dağıtıcı firmalar ürünlerini vakumlu ambalajlarda tüketiciye sunmaktadırlar.

Bir diğer yöntem ise yüksek basınç kullanımıdır. Yüksek basınç tek başına çok işlevsel olmamakla beraber değiştirilmiş atmosfer uygulamaları ile birlikte kullanıldığında yüksek başarı sağlamaktadır. Normal basınç şartlarında % 50 CO2, % 3 O2 ve % 47 N2 içeren değiştirilmiş atmosfer koşullarında 12 farklı ambar zararlısına karşı % 80-99 oranında ölüm sağlamak için 4 günlük uygulama gerekmiştir. Aynı atmosfer şartlarında 20 atm basınç uygulandığında ise süre 15 dakikaya kadar düşmüştür (Riudavets ve ark, 2006).

l. İnert Tozlardan Yararlanma: İnert tozlar olarak adlandırdığımız grup, kimyasal reaksiyona girmeyen doğal ya da sentetik tozları kapsamaktadır. İnert tozlar tarım alanlarında, ev haşerelerinde, hayvanlar üzerinde bulunan parazitlerde ve depolanmış ürünlerde kullanılmaktadır. Bu amaçla doğal maddeler olarak killer (Kaolin), kum, volkanik küller, odun kömürü tozu, pirinç kavuzu külü, dolomit, magnezit, kireç, zeolit ve diatom toprağı sayılabilir. Sentetik olanlar ise silikon dioksit, sodyum silikat gibi maddelerdir. Bu maddelerin insektisit özellikleri üzerine yapılan çalışmalar 1930 lu yıllara kadar uzanmaktadır. Örneğin attapulgit kilogram başına 10-50 gr dozunda kullanıldığında birçok ambar zararlısı böceği kontrol altına almaktadır.

Pandey ve Varma (1977) attapulgit ile yaptıkları çalışmada Börülce tohum böceğine karşı 50 gr/kg dozunda börülce üzerinde 27 °C’de % 75 nem koşullarında tüm bireylerin 48 saatte öldüğünü, daha sonra ürünün etkisinin 135 gün sürdüğünü ve katılan tozun tohum çimlenme kabiliyetine olumsuz bir etkisinin olmadığını belirlemişlerdir. Kaolin ile yapılan başka bir çalışmada Bezelye tohum böceğine karşı 10 gr/kg dozunda etkili olduğu ve kontrol ile kıyaslandığında kaolin uygulanan örneğin ağırlık kaybının % 99,9 daha az olduğu tespit edilmiştir (Swamiappan ve ark., 1976).

Doğal inert tozlar içersinde diatomit hem yüksek etkinliği hemde insan ve çevre sağlığına hiçbir olumsuz etkisi olmaması nedeniyle öne çıkmaktadır. Ülkemizde pek bilinmeyen bu madde aslında topraklarımızda kaliteli ve bol miktarda bulunmaktadır. Maden Tetkik Arama Kurumu (MTA) verilerine göre 200 miyon ton kaliteli diatomit rezervimiz olduğu tahmin edilmektedir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde Yerli Diatom Topraklarının Ambar Zararlılarına Karşı Etkinliği üzerine yürütülen bir proje mevcuttur. Proje sonunda yerli diatom topraklarımızın etkinlikleri belirlenecek ve böylece kullanıma sunulmalarına katkı sağlanacaktır.

("TEORİDEN PRATİĞE KÜLTÜREL MÜCADELE" kitabından)

(ISBN: 978-605-9175-21-0)

Facebook'ta Yayınla>
Soru / Yorum Eklemek İçin Tıklayınız
..:: Sorular / Yorumlar ::..
Henüz yorum eklenmemiştir. Yorum Eklemek için Tıklayınız.
Ne? nedir? Nasıldır? Nasıl yapılır? Ne zaman yapılır?
Copyright - Tarım Kütüphanesi - 2007