TEORİDEN PRATİĞE BİYOTEKNİK MÜCADELE VE GELECEK STRATEJİSİ

Dr. Nevzat BİRİŞİK

Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü

1.1 Giriş

Bitkisel üretim, hem bitkisel hem de hayvansal kökenli gıdaların temini açısından insanoğlu için yapılması zorunlu bir faaliyettir. Bitkisel üretimde verim ve kaliteyi etkileyen en önemli unsurların başında kuşkusuz hastalık, zararlı ve yabancı otlar gelmektedir. Zirai mücadele olarak tarif edilen bitkilerin biyotik ve abiyotik stres koşullarından ve zararlı etmenlerden korunması amacıyla yapılan faaliyetler bu sebeple son derece önemlidir. Bitkisel üretimde hastalık ve zararlılardan dolayı ortalama %30-35, salgın durumunda ise %100 oranında zarar ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, gıda noksanlığına bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkların artmasına, kıtlığa, göçlere ve savaş gibi insani felaketlere yol açabilmektedir. Bu sebeple bitki sağlığı tedbirleri bir ülkede gıda güvenliğinin sağlanması açısından son derece önemlidir. Bitki sağlığında gerekli tedbirlerin alınmaması maddi kayıplara yol açtığı gibi insan gıdası olarak tüketilen ürünlerde böceklenme, bakteriyel veya fungal etmenlerden kaynaklanan küflenme ve toksin gelişimi gibi insan sağlığına zararlı, gıda güvenilirliğini sekteye uğratan durumların ortaya çıkmasına da yol açabilmektedir.

Dünya nüfusu 1900 yılında yaklaşık 1,5 milyar iken, 1950 yılında 3 milyar, 2000 yılında ise yüzyılın başındaki nüfusun dört katı olacak şekilde 6 milyar olmuştur. Hızla artan dünya nüfusu 2011 yılında ise 7 milyarı geçmiştir. Birleşmiş milletler dünya nüfusunun artmaya devam ederek 2075 yılında 9-10 milyara ulaşacağını tahmin etmektedir. Birleşmiş milletler Türkiye’nin nüfusunun ise 2055 yılında 98,1 milyon, 2100 yılında 90,3 ve 2200 yılında 87,5 milyon olacağı ve 2300 yılına kadar bu civarda sabitleneceğini tahmin etmektedir. Açıklanan bu veriler dünya nüfusunun geride bıraktığımız 20.yy’da yaklaşık olarak % 400 artığını, fakat 21.yy’da bu artışın %50 civarında olacağını, 22. ve 23. yy’lar da ise dünyanın sabit bir nüfusa kavuşacağını göstermektedir. Gıda üretimini etkileyen nüfus verilerine ilaveten göz önünde bulundurulması gereken diğer bir husus ise insanların günlük beslenme rejimidir. Yani kişi başına kilo kalori cinsinden alınan günlük gıda miktarıdır. Bu miktar artan gelir seviyesi ve refah düzeyi ile birlikte her geçen gün artmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünya nüfusunun en zengin %20’lik kısmı üretilen toplam gıdanın %76,6’sını tüketmektedir. Yine dünya nüfusunun çoğunluğunu oluşturan %60’lık kesim ise üretilen gıdanın %21,9’nu tüketirken en fakir %20’lik kesim ise bu paydan ancak %1,5 almaktadır. Bu istatistiklerde en gelişmiş ülkelerin (Kuzey Amerika ve Batı Avrupa) kişi başına 3400-3800 kcal. tükettiği, fakat dünyanın geri kalanın ancak bu rakamların yarısı veya daha azı oranında beslendiği görülmektedir. FAO aynı zamanda 2011 yılında açlık çeken dünya nüfusunun 1 milyarı aştığını fakat kötü beslenen nüfusun da en az 925 milyon civarında olduğunu duyurmuştur.

Birleşmiş Milletler verilerine göre nüfus artışı ve açlık sorununa paralel diğer değer önemli bir sorun da artan gıda fiyatlarıdır. Dünyanın hızla geliştiği ve doğal kaynakların çok yoğun bir şekilde kullanıldığı 1960-2000 arası dönemde gıda fiyatlarında genel olarak aşağı doğru bir düşüş izlenmiştir. Fakat bu olumlu tablo 2000’li yıllardan sonra bozulmuş ve gıda fiyatları hızla yükselmeye başlamıştır. Bu yükselme örneğin en önemli temel gıda maddesi olan şekerde 2000-2007 yılları arası dört kat olmuştur. Gıda fiyatlarının hızla yükselmesi 2007 yılında küresel bir gıda krizine yol açmış ve özelikle büyük yerleşim yerlerinde gıda güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda gıda fiyatların artmasının en büyük nedeninin küresel ısınmanın sebep olduğu iklim değişliğine paralel gelişen bitkisel üretimdeki dalgalanmalar olduğu tespit edilmiştir. İklim değişikliğinin neden olduğu sorunların başında, aşırı yağışlar, dolu, don ve kuraklıkla beraber artan hastalık-zararlı baskısı ile bitkilerin hastalık ve zararlılara daha duyarlı hale gelmesi yer almaktadır. Normal koşullarda tüm zirai mücadele faaliyetlerine rağmen bitkisel üretimde %30-35 oranında kayba yol açtığı kabul edilen zararlı organizmaların iklim değişikliğine bağlı olarak daha yüksek oranda zarara neden olabileceği ve epidemik olayların daha sık yaşanacağı beklenmektedir. NATO tarafından oluşturulan Sağlık, Tarım ve Gıda ortak çalışma grubu 2010 yılında yayınlamış olduğu “Küresel Isınma” konulu raporunda bu konuya dikkat çekmiştir. Adı geçen raporda küresel ısınmaya bağlı olarak bitki sağlığında yaşanacak muhtemel durumlar şu şekilde listelemiştir.

1. Mevcut yetiştiricilik sistemlerinin işlevsiz kalması,

2. Zararlı baskısının ve vektör kökenli hastalıkların daha az olduğu yüksek rakımlardaki tarım alanlarında hastalık ve zararlıların artması,

3. Artan tarım ticareti ile birlikte küresel ısınmanın da etkisiyle hastalık ve zararlıların geniş alanlara yayılması, daha tahripkâr ve daha şiddetli seyrederek büyük ekonomik kayba yol açması,

4. Egzotik (yabancı) parazit yabancı otların hızla yayılması,

5. Uzayan vejetasyon periyodu nedeniyle hastalık ve zararlılarla daha uzun süre mücadele edilmesi zorunluluğunun ortaya çıkması,

6. Kışların sıcak geçmesinden dolayı fungal etmenlerin inokulum kaynaklarının zayıflamaması,

7. Vektör böceklerin her dönem bulunmasından dolayı virüsten ari üretim materyali üretiminin zorlaşması,

8. Abiyotik stres koşulların (don, dolu, kuraklık vb.) artması nedeniyle bitkilerin parazit hastalıklara karşı çok daha duyarlı hale gelmesi,

9. Olumlu bir beklenti olarak, faydalı organizmaların daha geniş alana yayılması neticesinde zararlı/faydalı dengesinin daha geniş alanlarda kurulması ihtimali vardır.

Bu değerlendirme sonucunda gıda arzının 2050 yılına kadar en az %50 oranında artırılması gerektiği ve bu artışın, bir milyardan fazla insanın açlıkla mücadele ettiği ve yaklaşık bir milyarının da kötü beslendiği gözönüne alınırsa, daha uzun bir süre artışın devam etmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Buna ilaveten yerkürede artan genel refah seviyesinin de gıda talebini artıracağı tahminini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Tarımsal faaliyetlerin seyri doğal olarak gıda talebini yaratan nüfusun büyüme seyri ile ilişkilidir. FAO tarafından yapılan bir değerlendirmede tarımda yeşil devrimin gerçekleştiği 1960 yılında dünya nüfusunun 3.3 milyar olduğu buna karşın 1 milyar ton tahıl üretildiği, 2010 yılında dünya nüfusu 6.9 milyar iken tahıl üretiminin 2.2 milyar ton olduğu ve 2050 yılında dünyanın nüfusunun 9.2 milyar olacağı buna karşın üretilmesi gereken tahıl üretiminin 3.4 milyar ton olması gerektiği rapor edilmiştir. Bu verilerden insanoğlunun temel besin ürünü olan tahıl üretiminde önümüzdeki dönemde %46 oranında bir üretim artışının sağlanması gerektiği ortadadır. FAO raporunda bu artışın gerekliliği vurgulanırken aynı zamanda 2050 yılına kadar sera gazı salınımın %160 oranında artacağı, küresel ısınmanın +40C daha yükseleceği, kişi başına düşen arazi miktarının %24, dekar başına verimin %8, tarımda kullanılan su miktarının %24 ve bitkisel biyoçeşitliliğin de %34 oranında azalacağı bildirilmiştir. Bütün bu parametreler dünya gıda arzının artırılması ve artışın 22. ve 23. yüzyıla kadar sürdürülebilir kılınması gerektiğini göstermektedir. Gıda arzının artışı ve sürdürülebilirliği, bitkisel üretimin artması ve sürdürülebilir kılınması ile mümkündür. Bu durumda bitkisel üretimde hastalık ve zararlılardan kaynaklanan %30-35 oranındaki kaybın azaltılması için bitki sağlığı konusunda gerekli tedbirlerin alınması hayati bir değer taşımaktadır.

Bitki sağlığı amacıyla alınan tedbirlerin en önemli amacı, bitkisel üretimde oluşan kayıpları önlemek veya azaltmak iken diğer önemli amacı ise insan ve çevre sağlığına zarar vermemektir. Fakat bu iki hedefe aynı anda ulaşmak, yani zararlıları başarı ile kontrol ederken çevreye, insana veya hedef dışı diğer canlılara zarar vermemek çok kolay bir iş değildir. Bu amaçla özellikle geniş spektrumlu Organik Fosforlu ve Karbamatlı ilaçların yasaklanarak piyasadan çekilmesi insan ve çevre sağlığı açısından ileri bir adım olarak öne çıkmakla birlikte, bu durum bitkisel üretimdeki zararlı organizmalarla mücadeleyi zorlaştırmıştır. Çünkü küreselleşmeyle beraber artan tarımsal ticaret, üretim materyallerinin (tohum, fide, fidan vb) ülkeler arası değişimi ve artan insan trafiği hastalık ve zararlıların da hızla dünyanın diğer bölgelerine yayılması sonucunu doğurmuştur. Bugün için ülkemizde 553 adet ekonomik düzeyde zarar yapan organizma bulunmaktadır. Bu sayının yakın gelecekte gelişmiş diğer tarım ülkelerinde olduğu gibi artması beklenmektedir. Bu tehlikenin önüne geçilmesi için artırılan her karantina tedbiri yeni bir maliyet ve ticaret engeli olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum Türkiye gibi gelişen tarım ekonomilerinde alternatif mücadele yöntemleri üzerinde çalışmayı gerekli kılmaktadır.

Bu alternatiflerden biri ülkemizde yasak olan, zararlı organizmalarla mücadelede daha düşük maliyetli ve daha etkin bir metot olarak öne çıkan genetiği değiştirilmiş (GDO) ve bu yolla hastalık veya zararlılara veya ilaç toksisitesine dayanıklı hale getirilmiş tohumlarla üretim yapmaktır. Bu yöntemde GDO’lu ürünlerin insan ve çevre sağlığına olan etkileri üzerinde süren tartışmalara ilaveten özellikle herbisitlere dayanıklı GDO’lu tohumların yaygın kullanımı sonucu tarım topraklarında artan herbisit kalıntısı gibi önemli sorunlar vardır. GDO kullanımı riskler taşımakla birlikte konvansiyonel tarımın mevcut haliyle devam etmesi ise pestisit kullanımının giderek artması ve bunun sonucu olarak doğal kaynakların telafi edilemez şekilde kirletilmesi durumunu ortaya çıkarmaktadır.

Aslında tek başına hiçbir yöntem tüm bitki sağlığı sorunlarını uzun vadede çözmeye yeterli değildir. Bu nedenle en doğrusu Entegre Zararlı Yönetimi (IPM) olarak tarif edilen ve bütün tekniklerin bir arada ve optimum düzeyde sürdürülebilirliği öngörecek şekilde kullanıldığı bir yaklaşımla bitki sağlığı sorunlarının çözümüdür. Dayanıklı tohum seçimi ile başlayan bu yöntemde, uygun üretim tekniklerinin kullanımı, hastalık, zararlı ve faydalı popülasyonunun sürekli takibi ve ihtiyaç duyulması halinde üretim alanındaki faydalılara en az zararlı olacak şekilde kültürel, fiziksel, biyoteknik, biyolojik ve kimyasal mücadele yöntemlerinin kullanımı mümkündür. Bu yöntemde amaç zararlı organizma popülasyonunu yok etmek değil, tüm zararlıları ekonomik zarar seviyesinin altında tutmak ve faydalıların yaşamasına imkan vermektir. Bu amaca hizmet edecek olan entegre mücadelenin en önemli modern bileşenleri ise kuşkusuz Biyolojik ve Biyoteknik mücadeledir. Bu kitabın amacı entegre mücadelenin daha etkin yürütülebilmesi için biyoteknik mücadele konusundaki bilgi birikiminin ilgili taraflarla paylaşılmasıdır. Ayrıca 2012 yılında yayınlanmış olan “Teoriden Pratiğe Biyolojik Mücadele” kitabının bir devamı niteliğinde olan “Teoriden Pratiğe Biyoteknik Mücadele” kitabı biyolojik ve biyoteknik mücadelenin de yaygınlaşmasına ve devlet tarafından yapılan destekleme faaliyetinin daha başarılı olmasına hizmet edecektir.

1.2   Biyoteknik mücadeleye genel bir bakış

Bitkisel üretimin her aşamasında bitkilerin genetik potansiyellerine ve çevre koşullarına uygun olacak şekilde sağlıklı ve verimli halde bulundurulmaları için yapılan her türlü faaliyet bitki sağlığı ana başlığı altında toplanabilir. Bitki sağlığı karantina ve bitki koruma (zirai mücadele) olarak iki ana faaliyet alanına ayrılmakla beraber çok daha geniş bir alanı ifade eder. Bitki sağlığı temel olarak Zararlı Risk Analizi, Karantina (dış karantina), Bitki Pasaportu (İç karantina), Sertifikasyon, Eradikasyon, Fumigasyon, Isıl işlemler (soğuk-sıcak uygulama) ve Bitki Koruma uygulamalarını kapsar. Bitki koruma uygulamaları daha çok bir bitkinin kültürel, mekanik, biyolojik, biyoteknik ve kimyasal yöntemlerle zararlı organizmalardan korunmasını ifade eder. Bu bağlamda Biyoteknik Mücadele bir bitki koruma faaliyeti ve bitki sağlığının bir parçasıdır.

Biyoteknik mücadele; zararlı organizmaların direk olarak öldürülmesi yerine bazı tekniklerle normal seyrindeki biyolojik ve fizyolojik davranışlarının engellenerek kontrol altına alınmasıdır. Canlılar hayatlarının doğal seyri içerisinde besin, eş ve barınak ararlar. Ayrıca özellikle böcekler belirli biyolojik evrelerden geçerek ergin hale gelirler. Biyoteknik mücadele, zararlı organizmaların bu doğal yaşam sürecine bazı teknikler kullanılarak müdahale edilmesidir. Bu işlemler için ise temel olarak üç farklı Biyoteknik mücadele ürünü ve/veya bunların kombinasyonu kullanılır. Bu mücadele ürünlerinin detayları ve kullanım şekilleri kitabın diğer bölümlerinde geniş bir şekilde verilmiştir. Burada bilinmesi gereken en önemli husus, biyoteknik mücadelede zararlı organizmanın bulunduğu veya bulunması muhtemel olan alanlara, zararlının temas veya beslenmesi sonucu ölmesini doğuracak bir uygulama yapılmadığıdır. Biyoteknik mücadele yönteminde kimyasal ve biyolojik mücadele de olduğu gibi alan veya ürün kaplaması yapılacak şekilde bir uygulama yapılmaz.

Dolayısıyla biyoteknik mücadele ile elde edilmiş gıda ürünlerinde kalıntı bulunmaz. Başlıca biyoteknik mücadele ürünleri:

- Tuzaklar,

- Cezbediciler veya uzaklaştırıcılar,

- Böcek gelişimini bozucu kimyasal ve hormonlardır.

Biyoteknik mücadele yönteminin önemli ürünlerinden biri olan tuzaklar insanoğlu tarafından çok uzun yıllardır kullanılmaktadır. Evlerde bulunan karasineklerin mücadelesinde pekmezin cezbedici olarak kullanılması veya naftalinin güveler için uzaklaştırıcı olarak kullanılması bilinen örneklerdendir. Bu tuzaklar besin, renk, ışık ve ses tuzakları olarak gruplandırılabilir. Bu tuzaklar renk tuzakları (sarı yapışkan tuzak vb) gibi tek başına kullanıldıkları gibi daha çok diğer tuzak veya feromonlarla entegre edilerek kullanılır. Diğer önemli bir biyoteknik mücadele ürünü olan cezbedicilerin (Feromonlar) ve uzaklaştırıcıların (repellentler) varlığı ise birkaç yüzyıldır bilinmektedir. Günümüzde böceklerin besin aramalarında, yumurtlama yerlerinin ve cinsel eşlerin bulunmasındaki davranışlarının bazı kimyasal maddeler tarafından uyarılıp kontrol edildiği oldukça net bir şekilde belirlenmiştir. Bunlar zamanımızda doğal veya sentetik olarak elde edilip mücadelede çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Bu konuda ilk kez Alman bilim adamları tarafından 1959 yılında ipekböceğinin feromonunun kimyasal yapısı tanımlanmış ve böceklerden elde edilmiştir. Bu gelişmeden sonra yaklaşık 40 yıl içerisinde 1500 civarında böceğe ait değişik biyolojik fonksiyonlar için kullanılan Feromonlar tespit edilmiştir. Feromonlar zararlılarla mücadelede genel olarak üç şekilde kullanılır.

- Monitoring-izleme: Bir böceğin belirli bir bölgedeki çıkışının ve popülasyonunun takibi

- Çiftleşmeyi engelleme: Belirli bir alanda bir zararlı türün dişi ve erkeğinin buluşmasının önlenmesi böylelikle çiftleşmenin ve üremenin önlenmesi.

- Kitlesel yakalama: Mücadele amaçlı olarak bir zararlının dişi ve/veya erkek bireylerinin olabilecek en çok sayıda yakalanarak öldürülmesinde.

Böcek gelişimini bozucu kimyasal ve hormonlar ise Biyoteknik Mücadele Ürünleri arasında en büyük özen gerektiren konudur. Böcekler yumurta, larva, nimf ve ergin olmak üzere biyolojik ve fiziksel olarak birbirinden çok net şekilde ayrılan dönemlere sahiptir. Genel olarak böceklerin çoğunlukla larva ve nimf dönemleri zararlı olmakla birlikte bazı türlerin erginleri de zararlıdır. Bu mücadele ürünlerinin kullanımında ana hedef böceklerin yaşamında çok önemli olan bu dönemler arası geçişin veya bazı hayati fonksiyonların, böcek gelişiminde rol alan hormon veya kimyasalların kullanımı yolu ile manipülasyonu veya bozulmasıdır. Yani böceğin larva döneminden ergin döneme geçişinin engellenmesi veya kısırlaştırılması yoluyla böceğin beslenmesinin veya çiftleşmesinin engellenmesidir. Bu ürünler tek başlarına kullanıldığı gibi bazı feromon-tuzak sistemlerine entegre edilerek de kullanılabilir. Örneğin; radyasyon uygulaması tek başına üretim alanı dışında zararlı böceğe uygulanırken, JHA (Juvenil Hormon Analogları), Diflubenzuron, teflubenzuron, lufenuron, fenoxycarb ve triflumuron gibi engelleyici bileşikler tuzak sistemlerinde entegre edilerek kullanılır.

Biyoteknik mücadele yöntemleri daha çok makroorganizma olarak kabul edilen, solunum, sindirim, dolaşım ve hareket sistemlerine sahip böcek veya genel zararlılar gibi canlılara karşı kullanılabilirken henüz mikroorganizmalara karşı bu sistemler yeterince geliştirilememiştir. Fakat tuzak bitkiler kullanılarak bazı toprak kökenli hastalık veya zararlılarla mücadelede mikroorganizmalarla mücadele başlığı altında değerlendirilebilir. Bu yöntemin başarılı bir şekilde kullanılabilmesi için hedef organizmanın biyolojisine dair yeterli bilginin bulunması gerekir. Mikroorganizmalar üzerine yapılan çalışmalar gelecekte bu konuda da mücadele amaçlı yöntemlerin geliştirilebileceğini göstermektedir.

Dünya’da Biyolojik ve Biyoteknik mücadele konusunda çok sayıda araştırma çalışması yapılmasına rağmen, bu konuda istenen kullanım rakamlarına erişilmemiştir. Bu konunun geleceği ile ilgili belki de en önemli değerlendirmeler dünya pestisit pazarının mevcut hali ve geleceği ile ilgili yapılacak değerlendirmelerdir. Pestisitlerin keşfedildikleri tarihten beri tarımsal üretimin en önemli girdilerinden biri olmuş ve pestisit pazarı uzun yıllar hızla büyüyerek 1990’lı yıllarda 35 milyar ABD doları gibi büyük bir hacme erişip zirve noktasına ulaşmıştır. Pestisit tüketim rakamları 1995 yılından sonra organik tarımın popüler hale gelmesi ve GDO’lu ürünlerin üretimi ile artış hızını kesmiş ve zaman zaman düşerek yatay bir seyir izlemiştir. Günümüzde önemli pestisit üreticisi firmalar biyolojik ve biyoteknik mücadele ürünleri üretmek için yatırım yapmaya başlamışlardır. Uluslararası Biyoajan Üreticileri Derneği (IBMA) tarafından 2002 yılında yayınlanan bir rapora göre Biyolojik Mücadele Ürünlerinin toplam kullanım oranın kimyasal içerikli BKÜ’lerinin ancak %1’i olduğu ve Biyoteknik Mücadele Ürünlerinin kullanım oranının ise bundan daha az olduğu belirtilmiştir. Fakat bu oranların 2010 yılında iki kat artarak toplam BKÜ pazarının %2’sine ulaşması oldukça ümitvardır.

1.3   Türkiye’de biyoteknik mücadele

Türkiye’de biyoteknik mücadele konusunda yapılan çalışmalar çok eski tarihlere dayanmamaktadır. Doksanlı yıllarda bazı Ar-Ge çalışmaları yapılmış, özellikle organik tarımın gelişmesine paralel bu ürünlerin ithal edilerek kullanıldığı görülmüştür. Başta elma alanlarında elma içkurdu ve bağ alanlarında salkım güvesine karşı kitlesel tuzaklama yöntemi kullanılmaya çalışılmıştır. İlerleyen dönemlerde sarı yapışkan tuzaklar, ışık tuzakları ve kısır böcek uygulamaları yapılmıştır. Ülkemizde yapılan bu çalışmaların dünyada yapılan diğer çalışmalarla kıyaslamalı bir şekilde güzel bir özeti Layık ve Kısmalı tarafından 1994 yılında Türkiye Entomoloji Dergisinde yayınlanmıştır. Ülkemizde bugün için sadece bir firma yalnızca Biyoteknik Mücadele Ürünleri alanında faaliyet göstermektedir. Fakat çok sayıda firma yurt dışından ithalat yapmak yoluyla değişik bitkisel ürünlerde biyoteknik mücadele ürünü pazarlamaktadır. Bugüne kadar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 64 adet biyoteknik mücadele ürünü ruhsatlandırılmıştır. Bu ürünlerin toplam piyasa değerinin 2,5 milyonTL, olduğu ve bu rakamın yaklaşık 800 milyon TL olan Türkiye BKÜ pazarının %0,3’nü oluşturduğu tahmin edilmektedir.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2010 yılından beri biyolojik ve biyoteknik mücadele ürünlerinin kullanımını destekleme kapsamına almıştır. Bu destekleme kapsamına ilk olarak domates güvesine karşı kullanılan feromon-tuzak sistemleri dahil edilmiştir. Sonraki yıllarda destekleme kapsamı ve destekleme miktarı artırılmış olup, 2013 yılı itibari ile örtüaltında domates, hıyar, biber, patlıcan, kabak üretimi yapanlara destek verilmektedir. Açık alanda ise, domates, turunçgil, bağ, elma, kayısı ve zeytin üretiminde biyoteknik mücadele yapan üreticilere destekleme ödemesi yapılmaktadır. Bu kapsamda örtüaltı üretimine dekar başına 100 TL, zeytine 15 TL ve diğer ürünlere 30 TL ödenmektedir. Turunçgil üretiminde yalnızca feromon kullananlara (eski tuzağa yerleştirerek) 20 TL destek verilmektedir. Aşağıda çizelge 1’de destekleme birim fiyatlarının yıllık değişimi görülmektedir.

Çizelge 1. Son dört yılda Biyolojik ve Biyoteknik Mücadele Desteğindeki Durum

Destekleme kalemi

2010

2011

2012

2013

ÖRTÜALTI ÜRETİMİ

Tül Kullanımı

70

70

80

-

Faydalı Böcek

100

100

250

330

Feromon +Tuzak

30

30

100

100

Paket Örtüaltı

200

200

430

430

AÇIK ALAN ÜRETİMİ

Feromon + Tuzak

-

20

30

30

Faydalı Böcek

-

20

30

30

Yalnızca Feromon

-

-

-

20

Zeytinde Feromon-Tuzak

-

-

-

15

Paket Açık

-

40

60

60

1.4   Biyoteknik mücadelede avantajlar, sorunlar, riskler ve fırsatlar

Biyoteknik yöntemlerin en önemli avantajı yüksek derecede zararlıya spesifik olmasıdır. Ayrıca biyoteknik mücadele ürünlerinin çevre koşullarına kolay adapte edilebilmesi, muhafaza ve nakliye koşullarının biyolojik mücadele ürünleri gibi özel koşullar istememesi ve faydalı organizmalar ile hedef dışı organizmalar üzerine bilinen önemli yan etkilerinin olmaması diğer avantajlarıdır. Biyoteknik mücadele uygulamalarında çok komplike alet ve makinaya ihtiyaç duyulmaması ve uygulama etkinliğinin uzun sürmesi üretici açısından son derece önemli avantajlardır. Özellikle tuzak sistemlerinde feromon yayıcının ömrü bittikten sonra tuzağın diğer aksamının yeni feromon yayıcı konulmak suretiyle kullanılmaya devam edilmesi mücadele maliyeti açısından avantaj yaratmaktadır. Bütün bu faydaların ve avantajlarının dışında biyoteknik mücadelenin bitki sağlığındaki en büyük avantajı kalıntı sorununa sebep olmamasıdır. Çok düşük dozlarda kullanılan ve böcek gelişimini aksatarak zararlıyı kontrol eden hormonlar dışında, feromon ve tuzaklar kalıntıya sebep olabilecek hiçbir risk taşımamaktadır Biyoteknik mücadele ürünlerinin biyolojik mücadele ürünlerinin kullanımı üzerine hiçbir yan etkisi olmadığı gibi, aksine biyolojik mücadelenin etkisini artıran sinerjitik bir etkiye sahiptir. Bu yönüyle biyoteknik mücadele metotları ve ürünleri entegre mücadele için kilit rolündedir.

 Biyoteknik mücadele ürünlerinin başlıca faydaları aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

•         Çevre dostu olması

•         Kalıntı sorununa yol açmaması

•         Uygulamanın etkisinin uzun sürmesi

•         Kullanıcı sağlığını tehdit etmediğinden kullanıcı dostu olması

•         Organik tarımda kullanılabilmesi

•         Entegre mücadele stratejisine yüksek uyumu

•         Bazı yöntem ve ürünlerin basit işletme koşullarında hazırlanabilmesi

•         Uygulama için kompleks makinelere ihtiyaç duyulmaması

•         Muhafaza ve nakil koşullarının kolaylığı

•         Tekrar kullanılabilmesi

•         Özellikle tuzak sistemlerin mücadeleyi görünür kılması

Biyoteknik mücadelenin önündeki en büyük engel bu mücadele metodunun bilgi yoğun bir metot olmasıdır. Diğer önemli bir husus ise üretici alışkanlığıdır. Elbette ki kimyasal bitki koruma ürünlerinin erişilebilirliği,  uygulama kolaylığı ve kısa sürede etkili sonuçlar vermesi üretici alışkanlığını belirleyen önemli unsurlardır. Biyoteknik Mücadele’nin çok sayıda faydası ve avantajı sıralanabileceği gibi olası bazı sorunlar ve dezavantajlardan da bahsetmek gereklidir. Çünkü hiçbir zirai mücadele metodu tek başına yalnızca faydalı veya zararlı değildir. Biyoteknik mücadele konusundaki bazı sorunlar ve riskler şöyle sıralanabilir;

•         Bilgi yoğun bir mücadele metodu olması

•         Kullanılan feromonların hedef dışı organizmalara etkisinin bilinmemesi

•         Feromon-tuzak sistemlerin çevrede kirlilik oluşturma riski (geri dönüşüm sistemleri)

•         Yüksek işçilik maliyeti

•         Renk tuzakların faydalılar üzerine olası olumsuz etkileri

•         Kimyasal bitki koruma ürünlerine kıyasla düşük biyolojik etki

•         Birden çok zararlı organizmanın bulunması halinde metodun kullanımdaki zorluklar

•         Bilinmeyen potansiyel riskler

Biyoteknik mücadele ürünleri ve yöntemleri konusunda yapılan bu değerlendirmelerden sonra bu yöntemin kullanılması ile ilgili fırsatların anlaşılması için diğer yöntemlerle karşılaştırılması gerekir. Bitki koruma faaliyetlerinde kullanılan üç ana yöntemin on farklı uygulama kriteri kullanılarak oluşturulmuş olan karşılaştırma tablosu aşağıda çizelge 2’de verilmiştir. Bu çizelgede yöntemler 100 puan üzerinden tercih edilme nedenlerinin ortalama içerisindeki ağırlığına göre karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırma sonucunda Biyoteknik Mücadele yöntemi ve ürünleri en yüksek puanı alarak karşılaştırılan parametreler açısından avantajlı olduğu ve gelecek için bir fırsat alanına sahip olduğu görülmüştür.

 Çizelge 2. Bitki sağlığında kullanılan mücadele yöntemlerinin karşılaştırılması.

 

 

No

Kriterler

 

(Toplam içindeki ağırlığı*)

Biyoteknik Mücadele

Biyolojik Mücadele

Kimyasal Mücadele

1

Biyolojik Etkinlik

20

İyi

15

İyi

15

Çok iyi

19

2

Maliyet

15

İyi

10

İyi

10

Çok iyi

15

3

Uygulanabilirlik

15

İyi

10

İyi

10

Çok iyi

15

4

Kalıntı

10

Çok iyi

10

İyi

8

Kötü

3

5

Faydalılara yan etki

10

Çok iyi

9

İyi

7

Kötü

3

6

Etki Süresi

10

Çok iyi

10

İyi

9

Orta

5

7

Erişilebilirlik

5

Orta

3

Kötü

2

Çok iyi

5

8

Direnç Kazanımı

5

Çok iyi

5

İyi

3

Orta

2

9

Çevreye Duyarlılık

5

Çok iyi

5

İyi

4

Kötü

2

10

Gelişme Potansiyeli

5

İyi

3

İyi

4

İyi

3

 

Toplam puan

100

 

80

 

72

 

72

*Her kriter metodun uygulaması ve üretici talebi göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir.

 1.5   Türkiye’nin biyoteknik mücadele vizyonu ve stratejisi

Endüstriyel tarımda kullanılan kimyasal girdilerin çevre üzerine olumsuz etkilerinin 20. yy. sonlarına doğru görülmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Konvansiyonunun 29 Aralık 1993 tarihinde imzalanması ile birlikte alternatif bitki koruma yöntem ve ürünleri konusunda çalışmalar hızlanmıştır. Bilindiği üzere gıda güvenliği, enerji ve savunma konuları ile birlikte Türkiye Cumhuriyetinin en önemli üç stratejik alanından biridir. Türkiye Cumhuriyeti için artan nüfus, refah düzeyi ve turizm kapasitesi ile birlikte Gıda Güvenliği ve Gıda Güvenilirliği ihmal edilemez ve yaşamsal öneme sahip bir konudur. Türkiye Cumhuriyeti devleti tüm vatandaşlarının yeterli ve güvenli gıdaya erişimini sağlamak ve bu durumu sürekli kılmak için gerekli her türlü tedbiri almakta ve gerekli çalışmaları yapmaktadır. Bu bağlamda 2010 yılında 5996 sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu”un yayınlanması ve 2011 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılarak “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” adının verilmesi Dünya ile entegrasyon ve Avrupa Birliği ile uyum açısından atılan önemli adımlardır. 

Türkiye bugün 62,5 milyar ABD doları (124 milyar TL)’nı aşan tarımsal gayri safi milli hasıla ve 16 milyar ABD Doları tutarındaki ihracatı ile Dünyanın yedinci, Avrupa’nın ise en büyük tarımsal ekonomisidir. Bu pozisyonunu koruması ve geliştirebilmesi için tarımsal üretimin çeşitlendirmesi, her mevsime yayılması, üretim ve muhafaza standartlarını yükseltilerek rekabetçi ve ihracatçı bir yapıya kavuşturması mecburidir. İhracat yapamayan bir tarım sektörünün mevcut büyümeyi sürdürmesi mümkün olmadığı gibi başta artan işgücü maliyetlerden dolayı karlılığı azalacak ve cazibesini yitirecektir. Bu nedenle Türk tarım sektörünün ihracat eksenli bir büyüme stratejisi izlemesi ve muhakkak surette ihracat pazarlarının talep ettiği kalitede gıda üretmesi gerekmektedir. Bu amaçla rekabetçiliği geliştirmenin en hassas ve gerekli olduğu alan güvenilir gıda üretimidir. Güvenilir gıda üretiminin en sorun olduğu alan ise yaş meyve-sebzedir. İlaç kalıntısı olmayan yaş meyve sebze üretimi özellikle bu ürünlerde ekonomik kayıp yapan hastalık ve zararlıların çok olması ve zarar oranının yüksek olmasından dolayı son derece riskli ve zordur. Biyoteknik Mücadele çalışmaları yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı ülkemiz için son derece önemli ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Bitki Sağlığı çalışmalarında üzerinde durduğu en önemli konudur. Bu nedenle Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2013-2017 stratejik planında Gıda Güveliği ile birlikte Bitki Sağlığı toplam 5 adet olan stratejik amaçlardan ikisini oluşturmaktadır. Bu stratejik planda öncelikli olarak entegre mücadelenin geliştirilmesi hedeflenmiştir. 

GıdaTarımveHayvancılıkBakanlığınınBiyoteknikMücadelekonusundakivizyonu:

•         Ülkemizde yürütülen bitki koruma faaliyetlerinin alan bazında 2023 yılına kadar %50 oranında Entegre Mücadele (IPM) şeklinde yapılması,

•         Biyolojik ve Biyoteknik Mücadele Ürünlerinin toplam BKÜ içindeki %1 civarında pazar payının 2023 yılına kadar %25 çıkarılması,

•         Biyoteknik Mücadele Ürünlerinin 100 milyon TL değerinde pazar büyüklüğüne erişmesi,

•         Bu pazarda faaliyet gösteren yerli ve yabancı firma sayısının artırılması

•         Yerel (Türkiye de önemli olan zararlılar için) Feromon ve tuzak sistemlerinin geliştirilmesi

•         Türkiye’nin Biyoteknik Mücadele Ürünü ihracatı yapan üretici bir ülke konumuna getirilmesi.

 Bu konuda belirlenen vizyona ulaşmak için aşağıdaki stratejik çalışmaların yapılması gerekmektedir.

-       Entegre mücadele çalışmalarının aksatılmadan yürütülmesi ve yeni ürünlerin ilavesi.

-       Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi

-       Yerli tuzak ve feromon sistemlerinin üretilerek maliyetin düşürülmesi

-       Biyoteknik mücadeleye verilen üretici desteklerinin devam ettirilmesi

-       Biyoteknik Mücadele Ürünlerinin ruhsat ve deneme şartlarının kolaylaştırılması

-       Bu alana yatırım yapacak olan özel sektör girişimcilerinin desteklenmesi

-       Organik Tarım ve İyi Tarım çalışmaların desteklenmesi.

-       Biyolojik ve biyoteknik mücadele destekleme kapsamının ürün bazında genişletilmesi.

-       Tarla tarımında da uygulanacak biyoteknik mücadele metot ve ürünlerinin geliştirilmesi

-       Üreticilere yönelik Entegre Mücadele eğitim hizmetlerinin aksatılmadan yürütülmesi.

Bu çalışmaların yapılmasıyla Bakanlığımız etkin bir bitki sağlığı faaliyeti yürütürken kimyasal ilaç kullanımının azaltılmasını, insan ve çevre sağlığının korunmasını da desteklenmiş olacaktır. Ülkemizin gıda güvenliğinin garanti altına alınması elbette ki kıt kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve sektörel büyümeye bağlıdır. Bu amaçla bitki sağlığında çevreye duyarlı yöntemlerin yaygınlaşması için kamu, özel sektör ve üreticilerin elbirliğiyle çalışması gerekmektedir. Biyoteknik mücadele konusunda yapılacak çalışmalar ülkemizde modern tarımsal üretim sistemlerinin gelişmesine, kaynakların muhafazasına ve gıda güvenilirliğine çok büyük katkılar sağlayacaktır. 

 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafaından hazırlanan

Teoriden Pratiğe

BİYOTEKNİK  MÜCADELE

kitabından alınmıştır.

kitabından alınmıştır.

Bu haber 185 defa okunmuştur.

Sitemize reklam vermek için mail atınız.

Soru / Yorum Eklemek için Tıklayınız

..:: Sorular / Yorumlar ::..

Henüz yorum eklenmemiştir. Yorum Eklemek için Tıklayınız
-Tarım Kütüphanesi - 2007