Konya’nın minik Kapadokya’sı Kızılören Beldesi
M.Yavuz Çolak
Veteriner Sağ. Tek.

Beyşehir İlçemizden Konya istikametine doğru seyahat halinde olduğunuzu gözünüzde canlandırırsanız; dere- tepe, çam-sedir ormanlarından oluşan yemyeşil, virajlarla dolu bir koridordan ilerlerken birden, bir dönemeçte tünelden çıkmış gibi bir boşluğa çıkıveririsiniz. Karşınızda ilk beliren görüntü, tepesine dev bir kayadan taç giydirilmiş izlenimi veren kurşini renkli Loras dağı ve eteklerine serpiştirilmiş şirin görüntüsüyle Kızılören’in evleriyle gördüğüm en koyu yeşil tonuyla muhteşem Kızılören çamlığı karşınızda tam bir seyir ziyafeti sunar. Loras Dağı ile yanındaki tepecikler sanki Kızılören’in doğan sabah güneşine engel olmak için tepesine dikilmiş gibi bir his uyandırıyor insanda... Tarihi İpek Yolu üzerindeki kervansarayları ve kalıntıları ile tam bir tarih hazinesi olan Kızılören Kasabamız bu sayımızın konusunu oluşturacak.

1954 yılında belediye teşkilatlanmasını tamamlayan Kızılören, çok eski nahiyelerimizden olan bir yerleşim yeri. Son nüfus sayımına göre, 2210 kişinin yaşadığı, ilimize 40 km. uzaklıktaki Kızılören kasabamızın yerleşim merkezi olarak kuruluş tarihi bilinmiyor. öyküsü dilden dile anlatılarak günümüze ulaşan rivayete dayalı bir tarihçesi var. Eskiden “Kızılviran” olarak ifade edilen adı, günümüzde “Kızılören” olarak resmi kayıtlarda yerini alan kasabanın, oldukça geniş ve çok sayıda yaylaları ve yaylacılık kültürü mevcut. Türklerin Anadolu’yu yurt edindiği 1071 yılından sonra Selçuklular dönemine uzanan kökleriyle, yöre tam bir kültür hazinesi. Birçok yayla ve ören yerlerindeki kalıntılar tarihi yolculuğu 4 bin yıl gerilere, Romalılara kadar çeşitli medeniyetlerin yaşandığına şahitlik eden izler mevcut. Kilise, Gazlar (Gaziler), Kale, Eskiköy, Başmakçı ve Çeşmebaşı adıyla anılan birçok yayla ve yerleşim yeri olan yörede, özellikle Kale yaylası ile Yılanmış (Yelalmış) mevkisindeki tarihi kalıntılar, 4 bin yıllık mazisi olan ve günümüze ulaşan tarih mirası. Selçuklu dönemi eserlerinden olup, günümüze kadar acımasızca tahrip edilmiş, hala da sahip çıkarak restore bile edemediğimiz kervansaraylar ve küllüyeleri yıkık- dökük haliyle bile muhteşem görüntüler vererek insanlara direnen gurur abideleridir. Araştırdığımız, sorup öğrendiğimiz bilgiler için 24 Ekim günü bilgi- belge toplama, fotoğraf çekme amacıyla kasabaya gittik. Kızılören Köy Grubu Tarım Merkezinde uzun yıllardır görev yapan, kasaba halkıyla bütünleşip neredeyse Kızılörenli gibi olan Tekniker Mehmet Demirci abimizle gittiğim beldede; Belediye Başkanı Sayın H. İbrahim Bozkuş ve personeli ile tanışıp, bilgilerine başvurduk. Çalışmalarımızda gerçekten çok yardımcı oldular ve bilgilerinden oldukça yararlandığım Sayın başkan ve personeline teşekkürlerimi ve saygılarımı iletiyorum. Belde içinde, tarihi kalıntıların olduğu bölgelerde özellikle Yılanmış (Yelalmış) mevkisindeki kesme taş üretilen ocakların olduğu yerleri, peynir tulumlarının saklandığı doğal mağaraları, Romalılar döneminden kaldığı söylenen kayalardan oyulmuş kalıntıları, kervansarayların bulunduğu kalıntılarda incelemeler yapıp, fotoğraflar çektik.

Belediye Başkanı’nın bilgilerinden özellikle yararlandığım çalışmalar ışığında elde ettiğim sonuçlarla Kızılören’i değerlendirdiğimizde; rivayetlere dayanan kuruluş tarihçesi ile ilgili olarak yöredeki insanlar ilk olarak Kaynarpınar mevkisini toplu yerleşim merkezi olarak kullanmışlar. Fakat sonra tekrar günümüze de ulaşan yaylalara tekrar yayılmışlar. Kasabanın şimdiki yerleşik düzende olduğu yerde ise ilk yerleşim, tarihi olarak hangi yıllarda olduğu bilinmemekle beraber, Çamurlu’ (Sefaköy) dan Giret Bey adında bir zatın iki oğlundan biri şimdiki Yukarı Mahallenin bulunduğu bölgeye yerleşiyor. Diğeri ‘Kirli Giret’ adındaki kardeşi ise, şimdiki Tepeköy’e yerleştiği rivayet edilir. Zaman içinde şimdiki Yukarı Mahallenin olduğu bölge yöreden göçüp gelenlerle çoğala çoğala merkezi yerleşim bölgesi olarak giderek büyür ve günümüze ulaşır. Bütün bu gelişme ve değişimler önce Selçuklular, Anadolu Beylikleri dönemi sonra Osmanlılar ve Cumhuriyet dönemindeki safhalardan süzülüp gelmektedir.

Kızılören’in doğusunda olan yani Konya tarafındaki kervansaraya “Şehirhanı”, batı tarafındaki kervansaraya da “Yazıhanı” denildiği, ticaret kervanlarının faaliyette olup, konakladıkları dönemde bölge halkının özellikle “Yazıhanı”nı toplanma merkezi, toplumsal kararlar alınmasını gerektiren her türlü toplantıların gerçekleştirildiği önemli bir üs olarak kullanıldığı, hemen yakınında az yukarıda müstakil olarak inşa edilmiş, Yazıhan’ın bir parçası gibi duran, bir de cami kalıntısı da ayakta kalan Selçuklu eserleridir. Belediye Başkanından dinlediğim ve kaydedebildiğim rivayetlere dayalı oldukça çok geniş bilgileri birleştirip, bir bütün oluşturmaya çalıştığım kuruluş öyküsü böyle. Günümüzle ilgili sorup, araştırdığım Kızılören’e gelince; halkın kendi yağıyla kavrulduğu, tarım ve hayvancılıkla iştigal eden mütevazı bir Anadolu beldesi.

“Kızılören denince ilk akla gelen nedir? Sayın Başkan” dediğimde; “Havası ve suyu temiz, Allah vergisi tabiat güzellikleriyle tam bir dinlenme yeri ve mesire alanları ile ünlü, misafirperver ve mütevazi insanı ile kendine yeten kaynakları olan bir kasaba” cevabını aldım. Tarım alanları, şartlar gereği kuru tarımın yapıldığı, kıt kaynaklar nedeni ile sulu tarıma açık alan yok denecek kadar az, su kaynağı bulunabilen kısıtlı alanlarda da kendilerine yeten sebze ve meyve bahçesi alanları mevcut. 20 bin dekar tarım alanına sahip kasaba çiftçisi hububat ağırlıklı tarım yapmakta, elverişli şartlarda baklagiller üretilmektedir.

Hayvancılık sektörüne gelince, kasaba halkının en önemli geçim kaynağı eskiden beri bu sektörden olmuş. Bugün hâla devam eden bir yayla kültürleri var. Geçmişten günümüze azalarak devam eden özellikle küçükbaş hayvancılık hâla en önemli sigorta diyebiliriz. Bundan 20-25 yıl önce yaylalarda 45 bin küçükbaş hayvan barındıran müthiş bir kapasiteye sahip olan üreticilerin, yetiştiricilerin elinde bugün 5 bin, 6 bin civarında küçükbaş hayvan populasyonu kalmış. 400- 500 büyükbaş hayvan mevcudunun yüzde 50’si kültür ırkına dönüşmüş. Yine geçmiş dönemde 5 binin üzerinde büyükbaş hayvan kapasitesinin bugünkü sayısal değerlere gerilemesi de ülke hayvancılığımızın bir fotoğrafı gibi desek yanılmamış oluruz. Ne yapıp, edip bu sektörü canlandırıp, ayağa kaldırmamız çocuklarımızın da gelecekte hayat sigortası demektir.

Tarım ve hayvancılık bu ülke insanının olmazsa olmaz gerçeğinden yola çıkarak çiftçimizin, üreticimizin desteklenmesi ve yeniden üretime döndürülmesinden başka seçeneğimizin olmadığının altını bir kere daha çizerek bütün çiftçilerimize bereketli ürün ve bol kazanç dileklerimizi iletiyorum.

Tarım ve Hayvancılıktan başka; Kızılören’i öne çıkaran kendine has özellikleriyle Yılanmış (yelalmış) mevkisinden çıkarılan kesmetaşlardan söz etmek istiyorum. Şahıs mülkiyetindeki arazilerden işletmeye açılan ocaklarda kesmetaş çıkarılabilmesi için ilgili resmi kurumlardan gerekli izin alındıktan sonra üretimi gerçekleştirilerek, mimari yapılarda, konut yapımında, tarihi yapıların restorasyonunda, villa tipi yapılarda kullanılan bu taşlar, kasaba için bir katma değer yaratmaktan başka beldenin inşasında bütün binaların yapı taşı da bu ocaklardan alınan taşlarla inşa edildiği için hem göze hoş gelen bir mimariyi, hem de sağlam bir yapılaşmayı sağlamış. Ayrıca kesmetaş artıklarının öğütülerek “Bims” kumu elde edildiği, bunun da özellikle sıvalarda kullanıldığı ve çok iyi yalıtım özelliğine sahip olduğunu öğrendim.

Yine Yılanmış bölgesindeki doğal mağara ve inlerde belli bir dönem saklanan tulum peynirlerinden bahsetmek istiyorum. Uzun yıllardır yaylalarda hayvancılık yapan halkın elde ettiği peynirleri, üstelik yağı alınmış sütlerden üretilen peynirler tuluklara basılarak mayıs ayından itibaren mağaralardaki doğal muhafaza yerlerine bırakılmaya başlanır. Ekim ayının ikinci yarısına kadar bekletilen peynirler içerideki doğal nem ve buzdolabı ortamında belli safhalardan geçerek kendine özgü kokusu, rengi, aroması ve kıvama erişerek, olgunlaşmasını tamamlar ve yağlı peynir lezzetine ulaşır. öğrendiğime göre, içerdeki nemli ve serin ortam ile dışarıdan ılık hava akımının mağara içinde yarattığı sirkülasyonla deri içindeki peynir gevşeme- sıkışma işlemine defalarca maruz kalarak, kendine has özelliğini kazanıyormuş. Ancak peynir sektöründe arz- talep dengesinde özellikle peynir arzında sorunlar yaşandığını öğrendim. Sebebi de muhafaza yerlerinin sınırlı oluşu. Görevli personel istihdam ederek, kapı ve muhafaza duvarları yapılan mağaralara aşırı talep olduğunda yer darlığı nedeniyle sadece kasaba ve civarına hizmet verebiliyor. Bilmeyenler için Kızılören peynirinin doyumsuz lezzetini tatmalarını öneriyorum. Yazımın başlığında Kapadokya ile kurduğum benzerliği; yöredeki kesme taş ocakları ve doğal mağaralardaki soğuk hava deposu işlevini sürdüren Nevşehir’deki taş ocakları ile narenciye ve patateslerin depolandığı yeraltı depolarına olan benzerliği çağrıştırdığından, ayrıca doğal güzelliği ile Kapadokya’dan esinlendim.

Başka bir geçim kaynağından da söz etmeden geçemiyorum. Eski fotoğraflarda Kapı Camii civarında odun pazarlayan köylülerin verdiği nostaljik görüntülerden, yokluk ve kıtlık devirlerini yaşayan atalarımız hayat mücadelesine yılmadan direnmiş. O devirlerde Allah vergisi orman ürünlerinden odun tedarik ederek Konya’da satıp ihtiyaçlarını temin eden o günkü dedelerin, bugünkü torunları da meşe kömürü istihsal ederek geçim sağlıyor. İpek Yolu üzerindeki stratejik yeri münasebetiyle gelene- geçene, kervanlara konaklama merkezi olan Kızılören’in eski devirlerde devletin posta hizmetlerinin yürütülmesine çok emeği geçmiş. Görevlilere konaklama imkanı ile ulaşım için gerekli iyi at besleme ve temininde tam bir üs görevi yapmışlar. Sayfada yerim giderek daralıyor. Aslında yazılacak daha çok konu var. Arıcılık, yok olan bağcılık, meyvecilik, yüzyıllara dayanan hikayeleriyle meşhur çamlık için de yazacaklarım vardı... Başka yazılara konu ederiz inşallah temennisiyle Belediye Başkanının tarım teşkilatımızdan bir talebiyle yazımı noktalamak istiyorum.

özellikle kadın çiftçilerimize küçük bahçelerinde sebze ve meyve üretiminin öğretilmesi, ev ekonomisi alanında eğitim çalışmaları yapılmasını, kurs ve seminerlerle uygulamalı çalışmalar için tlepte bulundu. Ben de Sayın başkan’ın talebini iletme görevimi seve seve yerine getiriyor, çalışmalarımıza yardımları için sonsuz teşekkürlerimi iletirken, şahsında Bütün Kızılörenlilere selam ve saygılarımı sunuyorum.

Bu haber 1913 defa okunmuştur.

Sitemize reklam vermek için mail atınız.

Soru / Yorum Eklemek için Tıklayınız

..:: Sorular / Yorumlar ::..

Henüz yorum eklenmemiştir. Yorum Eklemek için Tıklayınız
-Tarım Kütüphanesi - 2007