Gez Dünya’yı gör Konya’yı…
Selçuklu başkenti KONYA (2)
M.Yavuz ÇOLAK
Vet. Sağ. Tek

TK

Selçuklu Başkenti Konya başlıklı yazımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Türklerin Oğuz Boyu’nun (kavmi) Anadolu’da fetihlerle kazandıkları bu topraklar üzerinde Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurduklarını bir önceki sayımızda işlemiştik.

Anadolu Selçukluları’nın (Konya Selçukileri) kurucusu Süleyman şah’ın yaklaşık on yıllık saltanatının son zamanlarında yeni bir fetihle Antakya’yı Bizanslıların elinden aldıktan sonra Büyük Selçuklu Hükümdarları’yla arası bozuldu. İktidar hırsı, entrikalar böyle zamanlarda Türkler’in kolay oyuna gelmelerine sebep olmaktaydı.İşte yine kardeşi kardeşe kırdırıyorlardı ve Süleyman şah, Sultan Melik şah’ın kardeşi Tutuş’a yenilip savaş meydanında ölüyordu. Bir rivayete göre de esir düşmeyi Türklük şerefine yediremediği için intihar ediyordu. Süleyman şah’ın 1086’ da ölümüyle Anadolu Selçukluları’nın 6-7 yıl süren bir fetret devri başladı. Babasının ölümü üzerine Büyük Selçuklular tarafından esir edilen I.Kılıç-Arslan serbest bırakılıp ülkesine iade edildiğinde, Devleti’nin dağılmak üzere olduğunu gördü. Kılıç-Arslan, babasının yurdunda dağılmaya başlayan birliği tekrar kurarak işleri yeniden yoluna koyduktan sonra, boşluktan yararlanmak isteyip istiklal ilan ederek kendisini tanımayan beylerin hepsini birer birer ortadan kaldırarak gücünü kabul ettirdi. Babasının kurduğu Devlet eskisinden daha güçlü bir hale gelmişti. Bu durum önce Bizans’ı sonra da asırlardan beri İslam Alemi’ne diş bileyen Haçlılar’ı rahatsız etmeye yetti...

I.Kılıç-Arslan döneminde üç büyük dalga halinde Anadolu’ya akan Haçlı Orduları, geçtikleri yerlerde her tarafı yakıp-yıkarak yağmalar yaparken; Kılıç-Arslan kumandasında Türkler de aslanca dövüşerek, iz’aç, taarruz ve çete savaşı yöntemleriyle, aç kurtlar gibi saldıran bu gözü dönmüşlere ağır darbeler indiriyorlardı. Yalnız kendi yurdunun değil, bütün doğudaki İslam Dünyası’nında müdafaasını üstüne alan bu Yiğid Kumandan; Haçlı Orduları Konya’ya gelmeden önce tedbirler alıp, kadın ve çocukları, yiyecek, içecek ve tüm servetini şehrin batısındaki dağlara gizlemişti. Susuz ve yakıcı ovayı geçerken bitab düşen, Konya’da bol yiyecek ve yağmalanacak servet uman Haçlılar, şehre girdiklerinde manzara karşısında deliye dönüp, hırslarını tahripten alarak şehri yakıp-yıkmışlardır. Haçlı dalgalarını savuşturan I.Kılıç-Arslan bu defa Konya kapılarına kadar gelen Bizans Ordularını da yenilgiye uğratarak büyük belalar savuşturmuştur. Anadolu’nun hakimi Selçuklular’ın, Bizans ve Avrupa’dan Kudüs’e giden yolların üzerinde bulunan şehirleri, bilhassa Başkent Konya sıkça taarruzlara maruz kalıyordu. Kılıç-Arslan’dan sonra 1147 yılında Selçuklu Sultanı I.Mes’ud döneminde bir kez daha Haçlı fırtınası patladı.İlk Haçlı dalgasından Suriye ve Kudüs’e varabilenlerin orada kurdukları krallık Türk ve İslam Emirlerinin karşısında sıkışıp Avrupa’dan yardım isteyince Alman İmparatoru III.Konrad ve Fransa Kralı II.Loi dev ordular kurarak Bizans üzerinden Anadoluya daldılar. İkide bir topraklarından geçenlerden kendileri de zarar görmeye başlayınca, Bizanslılar bu defa Haçlılar’a karşı Selçuklular’la işbirliği yapmaya başladı. Haçlılar’ın hezimetlerini hazırlayan tuzaklar kurulmuş, Mes’ud’un orduları önce Almanlar’ı Tarsus civarında,Fransa Kralı’nı da İçel’de bozguna uğratmış ama Başkent Konya bir kere daha yağma ve tahribe uğramıştır. Unutamayacakları bir ders daha alan Haçlılar bunlarla kalmıyor, II.Kılıç-Arslan döneminde 1189 yılında bir kere daha İstanbul üzerinden Anadolu’ya akın ediyorlar. Bu kez Alman İmparatoru Frederik Barbaros kumandasında birleşen Avrupa, büyük bir haçlı ordusuyla Anadolu’ya ve Kutsal Topraklar üzerine yürüyordu.Tehlikeyi zararsız atlatmak isteyen II.Kılıç-Arslan, bir yandan onlara yardım eder görünürken, bir yandan da oluşturduğu çetelerle onlara öyle darbeler indiriyorlardı ki, özellikle iaşe yollarını keserek kendi beygirlerinin etini yemeye mecbur edecek durumlara sokuyorlardı. Bütün bunlara rağmen Haçlılar bir kere daha Konya’ya başkente girip ruhani ayin yapmışlar fakat en az hasarla atlatılan bu son dalga da savuşturuluyordu. İşte bu üstün meziyetli Selçuklu Sultanları bir yandan haçlılar, bir yandan Bizans’la varolma savaşını sürdürürken, bir yandan da Anadolu’nun her köşesini emsalsiz eserlerle donatmışlardır. Bu son Haçlı seferinden sonra Selçuklular, başketleri Konya başta olmak üzere Anadolu’da umran ve medeniyet yolunda göz kamaştıran bir tekamüle erişmişlerdir.Bilhassa Alâ-ed-din Keykubad döneminde zirvelere çıkan Selçuklular dönemi ayrı bir başlık konusu yapılmalı kanaatindeyim. Bu konu ile ilgili olarak Selçuklu Eserleri başlıklı yazımızı üçüncü sayıda yayınlamaya çalışacağız. Başladığımız tarihi dönemleriyle ilgili bölümü kesmeden, Selçuklular’ın dağılma sürecinden sonraki Karamanoğlu Beyliği döneminden Osmanlılar’a uzanan mücadelelerden bahsederek yazımızı tamamlayacağız.

Bu toprakları baştan başa sayısız mekteb-medrese, hastane,imarethane,cami,mescid ve kervansaraylarla donatan; ilim-irfanı, zenginliği, huzuru toplum hayatına hakim kılan Anadolu Selçuklu Devleti de zayıflamaya,dağılmaya başlamıştı. Moğol baskısının dayanılmaz boyutlara ulaştığı, vergilerin altından kalkılmaz olduğu, yöneticilerinin zevki-sefaya, eğlencelere daldığı dönemler dağılma sürecinin başlangıcı olmuştur artık.Toprakları 10 ayrı beyliğe ayrılan Selçuklular’ın devamı olarak görülen ve en güçlüsü kabul edilen Karamanoğlu dönemi başlamıştı. Selçuklular’ın kendilerine Ermenek Uç Beyliği’ni verdiği 1256 yılını istiklallerinin başlangıcı olarak alacağımız Karamanoğlu dönemi, sürekli Osmanlılar’la kavga ve çekişmelerle geçmiş ; Konya defalarca el değiştirmiş, savaşların, hesaplaşmaların merkezi olmuştur. Osmanlı ile Karamanoğlu arasında, İ.Hakkı Konyalı’nın eserinde, benim sayabildiğim 11 defa ciddi çarpışma olmuş. Her defasındaOsmanlılar’ın kazandığı savaşların sonunda yapılan anlaşmalar yine her defasında Karamanoğlunun ahdini bozması yüzünden sulh bozulmuştur. Yenildikleri halde Osmanlıları bu çarpışmalarda çok uğraştırmışlar ve zor durumlara da düşürmüşlerdir. Savaşlarda hemen her seferinde Taşeli’ne çekilen Karamanoğlu Beyleri, kaybetmelerine rağmen hep affedilmişler, buna karşılık öfke ve kinlerini bir türlü bastıramamışlardır. Bütün bunların nedeni araştırıldığında, iki önemli sebebe dayandığı görülecektir. Birincisi Karamanoğulları kendilerini Selçuklular’ın devamı ve kanuni varisi olarak görmeleridir. İkincisi de Osmanlılar daha küçük bir uc beyliği iken, kendileri Anadolu’da geniş topraklara ve şehirlere sahip, bütün Toroslar’ın hakimi durumundaydılar. Zengin ve güçlüydüler. Donanımlı güçlü orduları vardı. Fakat, Osmanlı’nın gelişmesinden, Anadolu ve Avrupa’da yaptığı fetihlerden rahatsızdılar. İslâm’ı yayma gayesiyle hareket eden Osmanlılar her geçen gün Türk ve İslâm Alemi’nin parlayan yıldızı konumuna geliyordu. Bu durumu hazmedemiyorlar, karşılarında rakip istemiyorlardı denilebilir. Karamanoğulları’nın bu tutumuna ve duruşuna karşı Osmanlılar hiç bir zaman düşmanca bir tavır almamışlardır. İyi geçinme yollarını aramışlar, Karamanoğlu’na kız verip akrabalık tesis etmeye çalışmış, hem din kardeşi hem de can kardeşi kaidesini gütmüş ancak iyiniyetinin karşılığını alamamışlardır. I.Murad Hüdavendigar kızını Karamanoğlu Alâ-ed-din Bey’e, II.Murad ise kızkardeşlerini yine Karamanoğlu İbrahim ve İsa Beylere nikahlamışlar fakat onlar Kayın Atalarına bile asilik etmekten vazgeçmemişler. Orhan Gazi zamanından Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar defalarca barış ve sulh bozulmuş, bazen husumeti çok ileri boyutlara taşıyarak Osmanlılar’ın düşmanlarıyla bile işbirliği yapmaktan kaçınmamışlar. Yine bir savaşta yenilerek esir düştükleri Osmanlılar’ca affedilip hilat verilerek salıverilen Karamanoğlu Mehmet Bey ve oğlu Mustafa Bey daha Konya’ya varmadan, at oğlanlarının elinden padişaha ait atları alıp aleyhte gösteriler yapmışlar ve: “Bizim Osmanlı Hanedanı ile düşmanlığımız beşikten mezara kadar” demişlerdir. İşte bu dinmek bilmeyen öfke ve husumet kendilerinin sonunu getirmekle kalmamış, mücadelelere sahne olan Başkent Konya ve ahali yeterince ızdırab çekmiş, şehir çoğu zaman yağmalanıp harabolmaktan kurtulamamış. En sonunda Fatih, 1467 yılında Karamanoğlu Pir Ahmet Bey’in üzerine yürümüş; Takkeli Dağ’daki Kevele Kalesini ve Konya Surları’nı yıkarak önce Başkent Konya sonra da Larende (Karaman) kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmış. Fatih Sultan Mehmet Han bununla da kalmamış, Sadrazam Mahmut Paşa’ya; Konya ve Larende’deki sanatkâr, ilim adamı ve işçilikte yararlanabileceği nüfusun aileleriyle birlikte İstanbul’a sürülmesi emrini de vermiştir. Müellifimize göre, Fatih’in sürgün emri vermesindeki amacın; fetih sırasında harabolan ve nüfusu iyice azalan yeni başkent İstanbul’u hem imar edecek ve hem de Anadolu’nun en kalabalık iki şehri olan Konya ve Karaman’ı neredeyse boşaltarak eski ve tarihi davalarını tekrarlayacak mecal ve kudreti bulmalarını engellemekti. Devrin en ünlü mimar, nakkaş ve çini ustalarına, güçlü ilim ve sanat erbabına sahibolan Selçuklu Kültürü’nün kaliteli insan kaynakları dahice bir fikirle İstanbul’a sürülerek Fatih=Yeni Cami semti meydana getirilmiş oluyordu. Aynı şekilde Aksaray ve Ereğli’nin kültürlü kesimi İstanbul merkezine iskan edilerek Aksaray semti oluşturulmuştur. Ayrıca Fatih semtinde Karaman Mahallesi vardır. İskan edilen halk geldikleri yerin hatırasını yaşatmak için Aksaray ve Karaman adlarını İstanbul’da yerleştikleri yerlere vermişlerdir...

Siyasi hakimiyetini ve istiklâlini fiilen kaybeden Karamanoğlu Ailesi’nden hayatta kalanlar böylelikle asıllarına yani göçebeliğe geri dönmüşler ve bir süre sonra da Ankara havalisine yerleştiklerini tarihçiler kaydetmektedirler...

Gelecek sayıda buluşmak dileğiyle okurlarımıza saygılar sunuyorum.

Facebook'ta Yayınla>
Soru / Yorum Eklemek İçin Tıklayınız
..:: Sorular / Yorumlar ::..
Henüz yorum eklenmemiştir. Yorum Eklemek için Tıklayınız.
Ne? nedir? Nasıldır? Nasıl yapılır? Ne zaman yapılır?
Copyright - Tarım Kütüphanesi - 2007